Kupanın esprisi nedir? Tahminen de tarih boyunca karşı karşıya gelemeyeceğiniz bir ekiple oynamak… Tahminen onu yenip elemek… Geçmişte Lüleburgaz’ın hem Beşiktaş’ı hem de Fenerbahçe’yi elemesi üzere. Ankaragücü’nün ikinci ligde oynarken Türkiye Kupası’nı alması üzere.
Ne var ki günümüzde Türkiye Kupası’nda bu tip alt lig takımlarının üst lig gruplarını yenmesinin anlık bir zevk dışında manası olmayabilir. Zira kümeler var kupada. Kupanın dünyada yapılış emeline alışılmamış bir kez.
Fenerbahçe’nin karşısına çıkan Beyoğlu Yeniçarşı geçmişin futbolcu fabrikası. Abdullah Ercan, amatör kümede bu grupla genç ulusal kadroya kadar yükselmişti. Şimdilerde profesyonel ligdeler. Bu değişik kupa statüsünde kazansalar da çeşidi garantileyemeyecekleri bir maça çıkıyorlar.
Fenerbahçe, görkemli Üstün Kupa zaferinden sonra rotasyona uğramış takımıyla alanda. Nene ve Oğuz’un kenar beki olduğu, Mert’in yıllar sonra kalede olduğu, gitti gidecek denen Szymanski’nin sağ önde yer aldığı bir takım.
İlk yarıda 18 şut attı F.Bahçe. Talisca 10 dakika bittiğinde 3 gol atmış olabilirdi. Ne var ki maç ilerledikçe kaçan gollerin yükü ağırlaşmaya başladı. Beşiktaş önünde birinci maçı kaybeden sarı-lacivertliler, kupada sorunlu noktaya girme gerilimini yaşıyordu. Direkten dönen toplar ve sarı-lacivertli grubun gol kaçırma hastalığı düşünceyi büyüttü.
Talisca’nın 82’de attığı golle kupada çeşit atlama bahtını yükseltti Fenerbahçe. En azından geçen cumartesiden beri yaşanan coşkuya limon sıkılmamış oldu.